Soğuk havalar tehlikeli mi?

Soğuktan donarak yaşam fonksiyonlarını yitirme problemi sadece kış aylarında gerçekleşen ve evi olmayan insanların karşılaşabileceği bir problem değildir. İnsan vücudu aşırı miktardaki soğuğa uzun süre maruz kaldığı zaman yaşam fonksiyonlarını kaybetmeye başlıyor. Yani insanların yaşamını devam ettirebilmesi için biraz da sıcaklığa ihtiyaç duyuyorlar.

Soğuktan donarak yaşam fonksiyonlarını yitirme problemi sadece kış aylarında gerçekleşen ve evi olmayan insanların karşılaşabileceği bir problem değildir. İnsan vücudu aşırı miktardaki soğuğa uzun süre maruz kaldığı zaman yaşam fonksiyonlarını kaybetmeye başlıyor. Yani insanların yaşamını devam ettirebilmesi için biraz da sıcaklığa ihtiyaç duyuyorlar.

Kendimizi en iyi şekilde hissettiğimiz vücut sıcaklığı 36,7 – 37,2 derece arasındadır. Bu sıcaklık insan vücudu açısından son derece uygun: vücut 36,7 – 37,2 sıcaklıklığında iken işlevlerini en iyi ve düzgün bir şekilde yerine getiriyor. Organlarımızın işlerliği ve metabolizmamız  bu sıcaklığa bağlıdır. Vücudumuz, ısının sabit oranda tutulması için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Vücudun temel fonksiyonlarının yürütüldüğü gövdede beyin, akciğer ve kalp gibi önemli organlar yer almaktadır. Bacaklar ve kollar ise vücudun çevresini oluşturmaktadır.

Termostat

Vücudumuz, uygun sıcaklıkta olup olmadığını reseptörler yardımıyla ölçüyor. Sıcaklığın ciddi oranda düşmesi durumunda vücudumuz metabolizmayı hızlandırarak dengeyi korumaya çalışabilir.

Metabolizmamız bize yaşamamız için gerekli olan bütün besin maddelerini sağlamaktadır. Bu besin maddelerinin sindirildikten sonra ise hücrelere ulaşmasından da metabolizmamız sorumlu. Ayrıca metabolizma, vücudu ısıtabiliyor. Havanın soğuk olması halinde metabolizmanın daha çok enerjiye ihtiyacı oluyor. Soğuk havalarda sıcaklık kaybını önlemek için kan damarları daralabiliyor.

Fakat bu hücrelere yeterli miktarda kan gitmemesi durumunda ve kan dolaşımının yavaşlaması sonucunda ise vücutta ağrılar oluşmaya başlar. Sıcaklık düşüşü, önce ayak ve el parmak uçlarında, sonra da kulak ve burunlarda hissedilebiliyor. Hemen ardından da yaşamak için gerekli olan organlar sırayla işlevini yerine getiriyorlar: Beyin, akciğer ve kalp onlar da sıcaklığın düşmesi ile birlikte sınırlı sayıda fonksiyonlarını gerçekleştirebiliyor. Vücut sıcaklığının yalnızca bir iki derece düşmesi bile bize bir çeşit önlemlerin alınması için sebep olabiliyor. Kaslar devreye giriyor ve bütün vücudumuz yavaş bir şekilde titremeye başlayabiliyor.

Durum ciddiye biniyor

Vücut sıcaklığımız 31 dereceye kadar düştüğü zaman titrememiz sona erebiliyor fakat bu kesinlikle iyiye işaret değil. Çünkü titrememizin bir anda durması demek vücutta yeterli miktarda enerji kalmadığının göstergesi demektir. Beynimiz, sinir uçlarına uyarı vermeyi bırakabiliyor, bacaklar ve kollarda his kaybı meydana gelmeye başlıyor. Bu süreçte ise ağrılarımız bitiyor yani sona eriyor ancak kendimize dokunmamız neredeyse imkansızlaşıyor. Bu aşamada ise konuşmak da imkansız hale geliyor. Duygu ve düşüncelerimiz bir anda dağılmaya başlıyor ve giderek aklımız karışıyor, bağlantıları kurmakta zorlanıyoruz. Vücut tasarruf seçeneğini hayata geçirebiliyor. Fakat bu da bir süre sonra etkisini göstermemeye başlıyor

İşte vücudumuzun vermiş olduğu tepkilerin sona erdiği o an.

Vücut sıcaklığımızın 29 derecenin altına düşmesi durumda ise beynimiz fonksiyonlarını yerine getirememeye başlayabiliyor. Ölüm ile yaşam arasında gidip geliyoruz. Bilincimiz kesinlikle kapanıyor ve nabzımız da düşüyor. Ölüm ile yaşam arasındaki o ince ipin üstündeyiz.  Kalp dakikada ortalama 55 kez yerine sadece 2-3 kez çarpmaya başlıyor. Kan dolaşımı kesinlikle yapılamıyor ve bu sürecin sonunda ise donarak ölüm gerçekleşiyor. Bu ölümün “tatlı” bir ölüm olup olmadığı konusunda ise bilim adamları yıllardır bu konu üzerinde tartışıyorlar.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir